Aile kavramı gerçekten kusursuz bir sığınak mı, yoksa birer birey olarak özgürlüğümüzü sınırlayan görünmez duvarlar mı? Nihan Kaya, aileye dair en köklü inançlarımızı sorgulatmak için kaleme aldığı İyi Aile Yoktur kitabında, bu cesur sorunun peşine düşüyor. Çocukluk travmalarından yetişkinlikteki duygusal tıkanıklıklara, toplumsal normlardan bireysel özgürlük arayışına kadar geniş bir perspektiften aile kavramını inceliyor. Bu kitap, klişelerle şekillendirilmiş “ideal aile” anlayışını kırmaya ve okurlarını kendi hayatlarına ve ilişkilerine yeniden bakmaya davet ediyor. “Aile her şeydir”, “Anne baba kutsaldır” gibi kalıp düşüncelerle yetiştirilen bireylerin duygusal yaralarını keşfetmeye, o yaraların iyileştirilmesine yönelik bir farkındalık sunuyor. Nihan Kaya, güçlü anlatımı ve derinlemesine analizleriyle çocukluk döneminin görünmez ama en etkili yaralarının izlerini gözler önüne seriyor. Kitaptan Size Kalanlar: Neden Bu Kitabı Okumalısınız? Bir solukta okuyacağınız bu eser, size yalnızca kendi ailenizi değil, kendinizi de sorgulatacak. Eğer aile ilişkilerinizde çözülmeyen düğümler varsa, çocuğunuzla ya da ebeveynlerinizle kurduğunuz ilişkide sağlıklı sınırlar oluşturmayı öğrenmek istiyorsanız, İyi Aile Yoktur tam da aradığınız kılavuz olabilir. Kitabın sayfalarını çevirdikçe, “Ben bu duyguyu neden hissettim?” ya da “Bu davranışın arkasındaki neden ne?” gibi soruların cevaplarını bulacaksınız. Kendi Özgürlük Hikâyenizi Yazın! Hayatta en büyük dönüşüm, kendimizi tanımakla başlar. İyi Aile Yoktur, bireysel dönüşüm yolculuğunuzda size rehberlik edecek, ilişkilerinizi sağlıklı bir zemine oturtmanızı sağlayacak bir başyapıt. Unutmayın: Aile bağlarımızı anlayabilmek, kendi duygusal özgürlüğümüzü yaratmanın ilk adımıdır. Çocuk sorunun ne olduğunu anlamaya, tanımlayabilmeye başladığında ise artık yetişkindir. Nitekim çocuk olmanın başlıca travması da bizzat bu durumun içinde. Bize yapılan yanlışın yanlış olduğunu ayırt edebilmeye başladığımızda, maruz kaldığımız muamele karşısında artık çok daha güçlüyüz demektir. İnsanın çocuğuyla ve genel olarak çocuklarla ilişkisiyle yüzleşmesi, kendi çocukluğuyla yüzleşmesi demek. Gerçek anlamda sahip olduğumuz tek şey, kendimizdir. Hayatta hiç kimse yoktur ki onunla kurduğumuz ilişki kendimizle kurduğumuz ilişkiden değerli olabilsin. Bütün anne ve babalar kendi travmalarının acısını, o travmayı aşamadıkları ve çözümleyemedikleri, kendi anne-babalarının o travmadaki suçunu tam manasıyla kabul edemedikleri takdirde çocuklarına çektirirler. Çocuğumuzun varlığı bizimkinden ne kadar bağımsızsa o kadar iyi bir anne-babayız demektir. Kimseye ruhu aç olduğu için kızmıyorum. Ruhen aç bırakılmış bir çocukluk geçirdiği için kimseye kızılamaz. Başkaları, çocuğu, anne-babanın çocuğu tanıttığı şekliyle görür. Daha önemlisi, çocuk da kendisini anne-babasının onu gördüğü şekilde görür. Biri bir çocuğa yanlış bir şey yaptığında herkes sessiz ve kayıtsız kalıyorsa, çocuk kendisine yapılan şeyi normalize eder. Keşke çocuklarımız için en iyisini yapmaya canla başla çalışmak yerine, çocuğumuzun aslında ne istediğini duyabilsek ve yaptığımız “anne-babalıkla” bunu kendisinin de duymasına engel olmayı bıraksak.